HASBİHAL

hani mezuniyet falan

“Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorarlardı. Uzak, upuzaaak bir gelecekti o zamanlar büyümek.
“Zengin olcam büyüyünce.”
“Doktor olcam.”
“Klipte oynuycam.”
“Lunapark açıcam.”
Düşünmeye gerek yoktu ki, koyver gitsindi, daha çoooook zaman vardı büyümeye, bir ara yaparızdı.
Yaş olmuş 21, mevcut hayat beklentisine göre yolun çeyreği bile etmez. Artık “büyüyünce” değil, “Seneye ne yapacaksın?” diye soruyorlar bana, haklı olarak.
“Iııı. Lunapark?”
Öyle bir durum ki; seneye lunapark olsam şaşırmam. Bir atlıkarınca var beynimde zaten, fıldır fıldır dönüp duruyor. “Okul bitti, işe başlamak lazım. Öğrencilik güzel, master yapmak lazım. Bir sürü farklı sektör var, en sevdiğimizi bulmak lazım. Bu kapitalizmin ben …. , insanlığa hizmet etmek lazım.”
Eskiden beri sevdiğim, maymun iştahlılığımı pek güzel perdelediğim “interdisiplinerlik” bu Amerikanların kullandığı tabirle “pain in the ass” olmaya başladı sanki son zamanlarda. “Değişmeyen tek şey değişimse, o zaman sal ya.” sevdiğim bir bakış açısıydı. Günün sonunda hayatta hiçbir şey deterministik değilse, bakalım gelecek neler getiriyor diyerek uzun vadeyi düşünmeden hareket ederdim hep.
Kağıt üstünde gerçekten de yaptım bir şeyler. Yazdım, çizdim. Gezdim. Okudum, öğrendim. Arkadaşlar edindim, ortamlar gördüm, zorluk çektim, rahatlığa erdim. Bunların hepsi güzel şeyler. Ama tüm bunları yaparken aslında baş koyacağım bir yol bulmayı, rüzgarın beni savurmayacağı bir yere kök salmayı istiyormuşum içten içe. Son zamanlarda yumurta kapıya dayanınca, uğraştığım her işe, öğrendiğim her yeni bilgiye adeta evde kalmış evlat annesi gibi potansiyel bir “hayat arkadaşı bulma” gözüyle bakıyorum.
Ben bunu uzun süre yapmak ister miyim?
Bu konuda parmakla gösterilecek kadar emek harcar mıyım?
Gecemi gündüzümü verir miyim bu işe?
Evi var mı , arabası var mı, sigortalı mı?
Çok sevdiğim, gönüllerimizin rektörü Nihat Berker Hocam çok yakın bir zamanda bana demişti ki “Kararsız kalsan da durmamak, hep bir şeylerle uğraşmak lazım.” Haklıydı. Yine aynı anne profilinin “Evde oturcan da kısmet ayağına mı gelcek?” dediği gibi kahveni, kaplama defterini, envayi çeşit dergiyi önüne alarak gelecek planı yapılmıyordu.
Hayatta hiç rol modelim oldu mu diye düşündüm geçen gün. Hiç olmamış. Bir tane bile. İçten içe hep herkesin hikayesinin birbirinden farklı olduğuna inanmışım. Bir elbise başkasının üstünde güzel duruyorken kendim denemeden nasıl almazsam, aynı onun gibi soru işaretiyle yaklaşmışım her şeye. Üstüne uzun uzun düşündüğüm bazı şeyler hayal kırıklığı olmuş, balıklama atladığım bazı şeyler hayatımı değiştirmiş. Şimdi bundan bir sene sonra ne yapıyor olacağım sorulduğunda, idealistik bir yanıt veremediğim için vicdan azabı duysam da içimden bir ses “Balıklama atlayacak bir deniz çıkacak karşına. Rotayı kırma, rüzgarı takip et.” diyerek engel oluyor bana. “Bu yıl atacağın adım çok kritik, hayatını belirleyecek.” dedikleri zaman insanlar, şöyle bir yutkunuyorum. Aklını başına devşir diye kızıyorum kendime, hırsla ev ocak temizlemeye girişen titizlik hastaları gibi bir yığın e-posta silip kağıt ayıklıyorum. Sonra içimden yine o ses “Saçmalama, bazı şeylerin cevabını zamanla alacaksın. Aldığında geç olmayacak, her zaman farklı bir yola sapabilirsin.” diyor.
Şimdi bakıyorum da, belki yaşıtım herkese değil ama, bana kesinlikle şu soru sorulmalı aslında: “Büyüyünce ne olacaksın?”
Ve cevabı belli: LUNAPARK!

You Might Also Like

2 Comments / Yorumlar

  • Reply
    gökçe
    27 Ekim 2016 at 16:45

    Neden İngilizce demiş bilmiyorum ama bir Japon atasözü şöyle demiş: “It is better to travel full of hope than to arrive.”

  • Reply
    Emek
    29 Ekim 2016 at 09:03

    “Günler çok uzun, aylar çok kısa”

  • Leave a Reply / Yorum Yazın

    Show Buttons
    Hide Buttons