HASBİHAL

Hayatının Baharında “Zor Zamanlardan” Geçmek

Hayatının Baharında "Zor Zamanlardan" Geçmek

Güzel şeylerin çoğu, insanın başına hiç beklemediği zamanlarda geliyor kuşkusuz. Ama bazı şeyler ki geleceklerini gün gibi biliyoruz, kapıda bekliyoruz ayak seslerini, takvim yapraklarını parça pinçik ediyoruz. İşte bu yaz benim için o zamanlardan biriydi.
Her öğrencinin hayatının altın çağı sayılan exchange dönemi bitince boşluğa düşmemek için memlekete döner dönmez staj macerasına attım kendimi. Yıllar önce İstanbul hikayemin başladığı yerde, Kadıköy’de evde kalacaktım ilk kez. Aynı Hong Kong’da pişkin pişkin şikayet ettiğim gibi hayatın çok hareketli olmasından, her gece dışarıda, sürekli insanlarla birlikte olmaktan yakınmanın keyfini yaşadım ilk haftalarda. Çok sürmedi, bu efsane günlerden Caddebostan Sahil’de başlayıp en sevdiklerimle Üsküdar’daki arkadaşımızın evinin balkonunda devam eden bir tanesinde ülkenin “nasıl şahken şahbaz olunur” temalı filmini seyretmek zorunda kaldık. O zamandan beri bir isyanım var geleceğe. Ben bu yazı “genç bir yetişkin olmanın en güzel demleri” yazı olarak geçirecektim; “her şeyin boka sardığı” yaz değil.
Şimdi bu yazı kötü, belki de ülkenin en zor zamanlarının başladığı günler olarak hatırlayacak olmaktan şikayet etmek bencilce diye mi sorduğumda da hak vermiyorum aslında kendime. Hep derdim ki; bir insanın kendini geliştirmek istemesi, topluma verebileceği en güzel hediyedir. Kahraman olmak; bir çatışmada pisi pisine ölüp haberlere çıkmak, bir siyasi parti kurup hayatını buna adamak, yalnızca kendi taraftarlarının okduğu bir mecrada kendi kendine yazıp çizmek demek değildi benim için hiçbir zaman. Belki biraz da o yüzden, yüzümü güldüren bir hayat yaşamak bir yandan da doğru hissettirdi bana hep, yüreği zengin hissettirdi.
“Darbemsi”nin olduğu gece kulak zarımızı yırtan F16ların sesinden 3 kere banyoya koşup ne olacak diye çaresizce beklemek zorunda kaldık. Bittikten sonra yarı ağlamaklı halimize bakıp dedim ki “Ulan Suriye’de, Irak’ta insanlar bunu her gün yaşadı. Yaşıyor.” Dünyanın başka bir yerindeki insanın hayatına değer verip  bunu değiştirmek için alın teri dökmedikten sonra, kendi ülkemde bunu değiştirmek için bir şey yapmak istemek; gelecek korkusu değil de neydi? Neden üzülüyordum bu kadar olana bitene? Neden kendimi bu denli suçluyordum?
15 Temmuz’un üzerinden bir gün geçtiğinde elim ayağım gerginlikten ağrılar içinde kalmışken marketten bozulup etmeyecek yiyecekler almakla meşguldüm, 3 gün sonra ilk kez akşam evden çıkıp arkadaşlarımla bir yemek yedim. Bir hafta geçti, metroya giderken geçtiğim yollarda hala utançla karışık bir huzursuzluk; serbest geçiş ekranını görünce arada sırada sorguladığım bir öfke içine kapılıyorum. Bir hafta geçti, bu akşam Kadıköy’de her yerin ışıl ışıl, sokakların cıvıl cıvıl, yolda yürürken esen hafif rüzgarın ve taşıdığı kahkahaların bana keyif veriyor olmasına bir yandan şaşırıp bir yandan da şükran duyuyorum. Birbirinden nefret eden insanlarla dolu, yozlaşmamış tek bir kalemi kalmayan bir ülkede bu “zor zamanlardan geçmek” kim bilir belki de çocukluk yıllarında babalarımızın hikayesine saf bir mentaliteyle özenmiş olduğumuz için tuhaf bir gurur veriyor bana. Belki de her şeye rağmen günlük hayata devam edebilmek efsane bir hayatta kalma hissi, güçlü bir öz imajı oluşturuyor içimde. Belki de sadece ben böyle hissediyorum. Belki de bugün Kadıköy’ün loş ışıklar altında kalan tahta masalarında oturan kalabalık o kadar da mutlu değil de sadece gülüyorlar ağlanacak hallerine.

Şimdi bir hafta boyu bu kadar inişli çıkışlı duygulardan geçip yavaş yavaş normal hayatın kollarına bırakırken kendimi, yine kendime sorduğum soruların hiçbirine cevap verememiş ama soru işaretlernin her biri kalbime bir çentik atmış gibi hissediyorum. Ben hala aynı benim. Bencilliğim olduğu yerde, düşünceliliğimin seviyesi de aynı, sevdiğim filmler ve yemekler desen onlar hiç değişmedi. Değişen bir şey oldu ama; benim zaman tünelimde gençliğimin baharı, zor zamanlar olarak damgalandı. Beklentilerim değişti benim. Gözlüğümün derecesi değişti. Renklerin tonları değişti, siyah beyaz diye bile değil, daha parlak oldu kimileri, kimileri de daha cırtlak. İnsanların gözünün içine bakışım değişti. Verdiğim sözün arkasında durma isteğim.
Bizim gençliğimizin baharı da zor zamanlardan geçti artık. Tanrı gençliği çok daha zorundan geçenlere renkleri güzel, sohbetleri manalı kılar umarım. Sevgiler.
Bengüsu

 

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons