HASBİHAL

Kendi Küçük Dünyasında İnsanın

Ben nasıl İstanbul’a aşık, acısıyla tatlısıyla İstanbul seven bir insansam annem de bir o kadar sevmez. Trafiğinden tutun kalabalığına kadar şikayet eder. Gezmeyi sever tabi arada bir ama ona göre birkaç gün durulmalıdır, bir hafta bile değil, sonra bu güzelim Boğaz öksüz yetim bırakılıp gidilmelidir.

 

Bende de ona karşı bir savunma duygusu oluşmadı değil, o ne kadar yererse ben o kadar överim İstanbul’u. Ne kadar güzel, ne kadar büyük, ne kadar fırsat ve macera barındırdığını anlatır dururum. O da bana hep aynı cevapla karşılık verir, İstanbul’da yaşayan insanın kendi semtinden dışarı çıkmadığını, bu güzelliklerin çoğunu bırakın gezmeyi iş vesilesiyle dahi görmediğini, herkesin kendi uğraşı içinde kurduğu dünyaya İstanbul’un gizemlerini katmadığını söyler.

 

Ben bilardo topu gibi şehrin bir köşesinden öbür köşesine savrulma meraklısı olduğum için bunu yadırgardım önceleri. Ama İstanbul’daki hayatımda annemin kabullenmek istemediğim senaryosunu doğrulayan çok çıktı. Pendik’te yaşayıp bir kere dahi İstiklal’e çıkmamış, Avrupa yakasından daha önce hiç karşıya geçmemiş, Kadıköy-Üsküdar “dershane hattı” dışında toplu taşıma dahi kullanmamış… Bir İstanbullu olmayarak pek çoklarından daha çok gezmiş, daha çok keşfetmiş biriydim. Bu kalabalık ancak insanına küsmüş şehrin çehresini güldürmek için ona sahip çıkan biricik aşığı gibi hissetmiştim.
Bu konuyu kaleme almak aklıma gelmemişti ama New York’a geldiğimde uzun yıllardır burada yaşayan amcamların, turistlerin milyon  miller öteden görmek için geldiği Empire State’e, önünde fotoğraf çektirmek için sıra olunan Wall Street binalarına daha gitmediklerini öğrendiğimde bu durumun insanın bir parçası olduğunu anlayıp biraz daha üzerinde düşünmek istedim.
Şimdi diyeceksiniz ki herkes illa gidip görmek mi zorunda, zevk meselesi. Haklısınız amma ve lakin benim sözünü ettiğim insanlar yine sözünü ettiğim yerlerden bahsederken gidip görme hevesini, daha hiç gitmemiş olmanın buruk pişmanlığını yaşayarak anlatıyorlardı. Öte yandan, bu kadar çok insanın aynı anda gerçekten popüler, güzel ve önemli yerleri sevmeme olasılığı da düşük sayılır, öyle değil mi?
Neyse efendim, gezip görmeye harcadığım güzel zaman dilimleri bana bir şey öğretti, turist gibi yaşayacaksın. Bizde en büyük eksik bu işte. Herkes kendine bir hayat gailesi yaratıp Start ve Finish bayraklarını diktikleri yerlerin arasında var gücüyle koşuyor, ne tribünlere bakmak var ne etrafa ne çiçeğe ne böceğe. Dibinde tarih öncesinden beri insanların biricik incisi Boğaz dururken oturup bir nefes alamıyor, bir çay içemiyoruz. Hep yapılacak işler, hep kafa yoracak dertler var. Bir kenara bırakamıyoruz.
Şimdi de diyeceksiniz ki hayat zor. Evet efendim, zor ama yaşanılamayacak kadar da değil. Kendi küçük dünyamız bize tanıdık, bize sıcak gelse de kıskançlıktan gözlerimizi karartıp etraftaki güzellikleri de görmemize engel oluyor bazen. Bir yere yetişememenin, taksitleri kaçırmanın derdi yüreğimize çöküverip bir saatçik çimlere uzanma lüksümüzü alıyor elimizden. “Turist gibi” yaşayıp yaşlanınca ne yapacağım, aşina olduğum sokaklarda mı can vereyim, nerede birikim nerede kariyer diyor da olabilirsiniz. Bu dertlerin, bu amaçların çoğu bende de var. Ama inanın part time turistlik insan istedikten sonra her zaman oluyor. Kendi küçük dünyamda arada mutlu oluyorum evet ama genişletmenin tadını bir kez gördükten sonra bir daha asla vazgeçmem sanırım.
Gezip görme odaklı olacaktı bu yazı, nerelere gitti. Ama doğruya doğru, her şey için geçerli bu. Yeniliklerden, kendine iyi davranmaktan, yeni bir şey öğrenmek ve kendine lüks yapmaktan korkamamalı insan. Yalnızca endişe ederek yaşamamalı. Geriye dönüp baktığında çerçeveye koyacak fotoğrafı seçmekte zolanmalı, arada bir boş saatinde bir sonraki işine erken başlayıp günü erken bitiemeye değil yeni açılan bir cafede buzlu aromalı kahve içmeye yollamalı kendini; yatırımlarını yalnızca geleceğe değil bugüne de yapmalı. Kenara koyduğu paranın hepsini harcamak istemenin zorlaşacağı, çanta taşıyan ellerin titreyeceği zamanlara saklamamalı. Kendi küçük dünyasını büyütmeli, kendi küçük dünyasına yatırım yapmalı. Zira 7 milyar akıllı canavarın yaşadığı bu gezegende sahip olunabilecek tek dünyası orası.

 

Bengüsu

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons