HASBİHAL

“Kimin Polisi” Mi?

Özellikle son yıllarda en çok sorulmuş, en çok cık cık cık dedirtmiş, en çok tartışılmış konuladan biri de bu “kimin polisi” olayı. Sabah öğle akşam Arka Sokaklar ile büyüyüp bu genç yaşımızda yine Mesut Abi’lerden dayak yiyen bir gençlik olarak kafamızın karışması doğal tabi. Bu polis imdat, bu 155, bu üniformalı abiler ablalar bizim için mi, değil mi?
Geçen günlerde okuduğum bir kitap beni bu soruyu daha ayrıntılı düşünmeye itti.Kitapta iddia edildiği üzere polis gerçekten devlet kontrolünü ve devletin kapital akışını önlemeyecek şekilde vatandaşları nizama sokmasını sağlayan bir örgüt müydü? Yoksa vatandaşı korumak, vatandaşın menfaatlerini gözetmek ve acil durumlarda yardım etmek için mi kurulmuştu? Daha da ötesinde, acaba o menfaatler aslında zaten kapital akışı mıydı, yoksa bizim gördüğümüz ve onun ötesinde olmak üzere üniformanın iki farklı rengi mi vardı?
Polis teşkilatı hiçbir toplum için öyle çok da eski bir şey sayılmaz. Ordular, eskiden beri varmış ama modern polis teşkilatı daha yeni, Yakın Çağ zamanlarına denk geliyor. Antik Çağ’da izlerine rastlanan polis teşkilatları ise soylular meclisi toplandığı zaman halkı uzak tutmak, saray yolundaki kervanların güvenliğini sağlamak vb. işler içinmiş.Yani anlayacağınız, halkın polisi deyince akla gelen imajdan çok da eser yok fikrin doğduğu noktada.

Modern devletlerin geliştirdiği polis sistemleri de oldukça ilginç. Pek çok yasada ve ifadede “düzeni bozmak”, “zarar vermek” gibi ifadeler geçiyor. Bu da demek oluyor ki polisin bir suçluyu kovalamasının nedeni bireyi zarar görmekten korumak değil, bunun yaratacağı huzursuzluğu ortadan kaldırmak. Yani, farazi bir model kurarsak azılı katil polisi arayıp “Abi yeminle şu kadını da öldüreyim, sonra konum atacağım telefondan gelin kimse görmeden beni alın.” dese, burada daha önemli olan katilin yüzde yüz yakalanması mı yoksa bir kişinin daha hayatını kaybetmesi mi acaba? (katilin dediğini yüzde yüz yapacağı varsayılmıştır, mesela yani )

Hey gidi Yunus Timi ilk çıktığında iphone’un yeni modeli çıkmış gibi olan gençlik…

Belki de “suçun boyutu” işleri değiştiriyor. Devletin polisi mi, halkın polisi mi tartışması aslında aynı yönde yürümeleri gereken devlet ve halkın ikiye bölünmesinden çıkmıyor mu zaten? Polisin “düzeni korumak” için bir yönü seçmesi gerekiyor. Belki devlet ve halk aynı yönde yürüse, bizde olduğu kadar hararetli bir bölünme ve nefrete dayalı bir muhalefet olmasa yalnızca cinayet, yalnızca hırsızlık, yalnızca sahtekarlık bir şekilde hem halkın hem de devletin menfaatlerini zedelemiş olacak. Ama işin boyutları değiştikçe gözetilmesi gereken menfaatlerin de rengi değişiyor. Bu gibi durumlarda -insanlıktan çıkıp elindeki copla kum torbasına saldırır gibi insan öldürmekten bahsetmiyorum- kendine dayatılan menfaatin ne olduğunu seçmekte özgür olmayan polisin de farkında olmak lazım. “Polisin” ne olduğunu fark etmek lazım. Polis, halk için-di evet ama halk ve devlet ayrılıyorsa, ayrı bir yolda düşünmeye hakkı olan halkın polis için de farklı düşünmesi ve hatta polisten korkması, poilsi protesto etmesi doğal bir şey. Polisin yabancısı olduğumuz görevini fark etmek, anlayış isteyeceğimiz üzere biz Arka Sokaklar gençliği için psikolojik olarak çok da kolay bir durum değil.

Gezi parkı eylemleri sonrasında bir de gülmekten ağlatan yazılardan biri, tamamını milliyet fotogaleri’de bulabilirsiniz.

Ben, yarın bir gün yolun ortasında çantası çalınıp kaçırılıp dağın başında bırakılan bir kadın olarak evet polisten yardım bekleyeceğim. Çünkü zaten benim sağa sola olan durumu anlatmam ve bir başıma olmam “herkesin” menfaatine zarar verip huzursuzluk çıkartacak bir durum. Ama bir zamanlar her köşesi cıvıl cıvıl olan Taksim’de, Beşiktaş’ta polisi görüp gerilmek ve söylenmekte de haklı olduğumu düşünüyorum, bu durumda menfaatlerim “herkesle” örtüşemiyor olduğundan ötürü.

Bengüsu

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons