SEYAHAT

5 Harika Mekanla Romanya’nın İncisi Braşov

Seyahatten ayağınızın tozuyla döndüğünüzde sıkça karşılaştığınız bir söz vardır: “yediğin içtiğin senin olsun, sen bize gördüklerini anlat.” Halbuki seyahat, gezip gördüğümüz sokaklar, müzeler, meydanlar olduğu kadar denediğimiz yeni tatlar, yeni mekanlar. Biz de Braşov’un serin havasından istifade edip akşamlarımızı sıcak restoranlarda geçirmekten, öğleleri uzun molalar vermekten çekinmedik. Eğer hassasiyetiniz varsa mutlaka mekanlarda et içerikli yemeklerin ne eti olduğunu sorun, öte yandan girdiğimiz her mekanda internet bulmak kolay olduğu için sim kart almadan da sırtınızı bu mekanlara dayayabilrsiniz. Samimiyetle söylüyorum ki başta ambiyans olmak üzere hem damak tadı bize yakın lezzetler hem de Türkiye’den daha uygun fiyatlarıyla Braşov’da denediğim hemen her yere yıldızlı pekiyi veriyorum 🙂

Not: 1 dakikalık video ile restoran turunun özetini görmek isterseniz: https://www.instagram.com/p/BPxq7KXjbNo/?taken-by=bngsozcan&hl=en

  1. L’etage Jazz Cafe: Bran’dan döndüğümüz cumartesi akşamı hostelimizdeki resepsiyonist, piyanist bir arkadaşının L’etage isimli kafede canlı müzik yapacağını söyleyerek akşamımız için çok güzel bir alternatif yarattı, kendisini alnından kocaman öpüyorum. Republicii Caddesi üzerinde yer alan bu mekan, daha merdivenlerinden dolana dolana yukarı çıkarken sıcak bir ambiyans vaat ediyor ziyaretçilerine. Birkaç odanın birleşmesiyle oluşan mekanın girişindeki ahşap barı geçince kocaman bir kütüphanenin süslediği loş odaya adım atıyorsunuz. Duvarlarda istiflenmiş kitapların üzerine sprey boyayla saksafonlar çizilmiş ve aydınlatılmış, küçük masaların serpiştirildiği alanın köşesinde ise bir piyano duruyor. Bu loş odanın romantizmine karşın hemen yan taraftaki oda biraz daha aydınlık, şarap şişeleriyle dekore edilmiş duvarlar kırmızı odayı biraz daha iddialı hale getiriyor. Daha gördüğümüz an dekora bayılıyoruz ama müzik başlayınca hayranlığımız iki katına çıkıyor. Hem türünü kolay ayırt edebileceğiniz dinlendirici caz parçaları hem de Hallelujah, Smells Like Teens Spirit gibi kült şarkıların caz piyano versiyonlarını ustalıkla çalan piyanist sizi oturduğunuz sandalyeden alıp uzaklara götürüyor.
    Bir kadeh şarabın sadece 11 Lei olduğu mekanda arkadaşlarınızla bir şişeyi de paylaşabilir, hafif atıştırmalılar veya kahve de tüketebilirsiniz. Ama günün sonunda masanızda ne olursa olsun söz veriyorum ki aynı sarhoşlukla kalkacaksanız L’etage’dan.
  2. Bistro Simone: Republicii Caddesi’nin başına yakın bir sokağın ucunda yer alan Bistro Simone, daha attığınız ilk adımda dekorasyonu ve müzik seçimleriyle “ben hipster bir mekanım” diye bağırıyor adeta. Yine hostelimizin tavsiye ettiği ve hem hostele hem de tarihi meydana sadece 7-8 dakika olan Simone’un menüsü gerçekten mükemmel. Akşam yemeği için İtalyan ağırlıklı ve pek çok vegan seçeneğe sahip menüden ben etli quesadilla arkadaşlarım da taglietelle carbonara söylüyor. Hepimiz yemeklerimize BA YIL LI YO RUZ. Lavabo dekorasyonunu bile farklı ve güzel bulduğumuz mekan, biz akşam yemeğimizi bitirdiğimiz sırada kalabalık ve neşeli gruplar tarafından tamamen doluyor. Simone’da lezzetli yemeklerin üzerine dilerseniz oturduğunuz yerde dilerseniz bar bölümünde içki ile geceye devam edebilir veya başka bir yerde yemek yiyip güzel bir ambiyansta bir şeyler içmek için geceye burada devam edebilirsiniz.
  3. mici görüntü itibariyle süper olmasa da tadı cidden harikule

    Beraria Ciucaş: Romanya deyince pek çok insanın aklına ucuz bira gelebilir. Evet, çok doğru yoldasınız. Bereria Ciucaş, yerlilerin çokça tercih ettiği mütevazı bir lokanta-birahane karışımı mekan. Sarı ve bol ışıklı mekan, kalabalık gruplar ve salaş tahta masalarla birleşince size de ev samimiyeti veriyor biraz. Buraya ilk geldiğimizde özgün bira koleksiyonundan birer bira söyleyip neşemizi buluyoruz. İkinci gidişimiz ise son akşam yemeğimize denk geliyor, zira oldukça uygun fiyatlı ve geniş yiyecek seçenekleri aklımızın ucunda yer ediyor. İngilizce menü bulamazsanız garsondan rica edebilirsiniz. Burada sadece Rumen biraları yok, ben de ilk kez denediğim Grolsch, Ursus ve Ciucaş biraları arasından

    polentaa

    Grolsch’u favorim ilan ediyorum. Yiyecek olarak spagetthi carbonara, mici ve shepherd style şinitzel deniyoruz. Hepsinin tadından gayet memnun kalıyoruz, bilhassa shepherd style’ı deneyen arkadaşlar gereğinden fazlasıyla doyuyorlar 🙂 Mici, Romanya’ya özel bir köfte, buradaki versiyonu da gerçekten iyi pişmiş, lezzetli burger köftelerinin tadını veriyor. Beraria Ciucaş’ı sevmemdeki esas neden ise mekanda genç liseli gruplardan tutun bizim gibi turistlere kadar her türden insanı ağırlayan sıcak atmosferi.

  4. Rope Street Museum Cafe: Rope Street’ten Braşov Kışın Bir Başka Güzel yazısında bahsetmiştim zaten, Avrupa’nın en dar 3. sokağı olan hani. Turumuz bizi tam bu noktada ayaklarımız donmasın diye sokağın çıkışındaki Rope Street Museum Cafe’ye yönlendirdi. Burası Karaköy’deki cafeler tarzında, minimalist ama şık bir dekora sahip. Ayrıca çok geniş bir meyve çayı koleksiyonu ile lezzetli kahveleri var. Sanatla iç içe mekanda içeceğinizi yudumlarken Romanya’nın çeşitli yerlerine ait fotoğraflardan oluşan bir sergi de gezebiliyorsunuz. Belki biz fazla üşümüştük belki de gerçekten mekanın kendine has bir sıcaklığı vardı; sonuç olarak tarihi şehrin göbeğinden biraz uzak kalan bu hoş mekan özgün dekorasyonu sıcak atmosferi için tercih edilebilir.
  5. La Ceaun: Romanya’daki ilk akşam yemeğimizi La Ceaun’da yiyoruz. Hostelimizin klasik Rumen yemekleri için tavsiye ettiği, yine Republicii Caddesi’nin tam ortasındaki bir sokak üzerinde kalan bu mekan oldukça modern döşenmiş, 7-8 masalık küçük bir lokanta tadında. Burada Zaganu isimli Braşov’a özgü bir bira tadıyor, mamaliga (İngilizce’de polenta) deniyorum. Mamaliga pişmiş mısır nişastası, genelde peynir veya etle servis edildiğinde bizim mıhlamaya benzer bir lezzet sunuyor. Arkadaşlarım da beef pie ve tavuklu börek deniyor. Buradki birayı ve yemekleri muhtemelen başka yerlerde de bulabilirsiniz. (Örneğin Zaganu, Simone’da da var) Belki biraz da bu yüzden, atmosfer benim restoran seçimlerimi lezzet kadar çok etkiliyor. Buranın atmosferini diğerleri kadar etkileyici bulmasam da menüsüne diyecek sözüm yok, oldukça başarılı. Zamanınız varsa La Ceaun’a da mutlaka gitmenizi tavsiye ederim.

 

Güne gevrek bir covrigi ile başlarız

BONUS: Henüz sokak atıştırmalığı kültürüne sahip olmayan bir yer görmedim herhalde gezdiğim ülkeler arasında. Favorim hala Asya olmakla birlikte, Romanya’nın da oldukça çekici lezzetleri var. Oldukça ince ve gevrek simite benzeyen covrigi, buranın en çok tüketilen atıştırmalıklarından biri. Başta Republicii Caddesi üzerinde önünden kuyruk eksik olmayan Petru olmak üzere kahvaltılarda veya gün içinde mutlaka covrigi denemelisiniz. Benim bu mekanda denediğim favori lezzetlerim haşhaşlı ve elmalı oldu. İkinci bonus ise Romanya’ya özgü olmasa da gönlümüzde taht kuran kürtös kalacs (Kürtoş). Pek çok seyyar tezgahta böyle döner gibi bir çubuğa sarılmış, içi boş bir ekmeği andıran kürtös’ü kolaylıkla bulabilirsiniz. Oldukça tatlı ve gevrek kürtös yedikçe yeniyor, yedikçe yeniyor. Aman ha, biriyle paylaşın, yoksa hepsini mideye indirebilirsiniz, benden söylemesi 😀

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons