Ciddi Gibi

Antibiyotik Direnci

Bill Gates’in “bir sonraki pandemiye hazır değiliz” uyarısı gerçek olunca kendisine medyada biraz peygamber kisvesi yakıştırılır oldu. Ben de aynısına adayım. Bir sonraki pandeminin nedenini açıklıyorum: Antibiyotik direnci!

Şaka bir yana, antibiyotik direnci sahiden de sağlık uzmanlarının uzun zamandır önlem alınması için uğraştığı, koronavirüsü katbekat geçebilecek etkiye sahip bir thedit. Peki tam olarak nedir, neden olur, ne yaparsak önleyebiliriz bu felaketi?

İlk bulunan antibiyotikten, yani penisilinden önce, basit bir bakteri hastalığından veya enfeksiyon kapan bir yaradan ölmeniz çok olasıydı. Antibiyotik, bu açıdan insanın yaşam süresini uzatmaya en çok katkı sağlayan buluşlardan biri. Fakat savaştığı organizmaların, yani bakterilerin süper güç nitelikli bir özelliği var. Bakteriler yalnızca yan yana gelerek bile aralarında gen alışverişi yapabiliyorlar. Biz nasıl hastalıklara karşı bağışıklık geliştiriyorsak bakteriler de antibiyotiklere karşı direnç geliştirmeyi öğreniyor. Direnç geliştiren türler hayatta kalıp çoğalıyor, diğer bakterilere de bu yararlı genleri paslıyor. İşte bu döngü yüzünden penisilinden bu yana üretilen yüzlerce farklı antibiyotiğe bazen 5-10 bazense sadece 1 yıl içinde direnç geliştirebiliyorlar.

Bakteriler antibiyotiklere ne kadar da özveriyle direnç geliştiriyor görüyor musunuz 🙂

O zaman şu an bakteriler ölümcül mü diye düşünebilirsiniz. Haklısınız da. Zira Dünya Sağlık Örgütü’nün referansına göre dünyada her yıl 700.000 insan hiçbir antibiyotiğin fayda sağlamadığı bakteri enfeksiyonları nedeniyle hayatını kaybediyor. Bakterilerin antibiyotiklere direnç kazanma hızı ile yeni bir antibiyotik geliştirilme hızını karşılaştırdığımızda, bu sayının 2050 yılına kadar senede 10.000.000’a yükseleceği öngörülüyor.

Bu problemin bu kadar vahim duruma gelmesinin arkasındaki en büyük neden gereksiz ve aşırı antibiyotik kullanımı. Umarım hepiniz gerekmedikçe antibiyotik kullanmamak ve kullanırsanız da tüm dozu bitirmek konusunda çokça telkin görmüşsünüzdür. Bu, eğer ihtiyaç yoksa bakterilere antibiyotikle tanışıp direnç geliştirme şansı vermemek, bir de tedaviyi ortasında kesip tamamı ölmeden direnç kazanan antibiyotiklerin sizden etrafa yayılmasını önlemek amaçlı. Siz bilinçli olsanız da maalesef hala gereksiz antibiyotik kullanımı çok büyük oranda. Bu kullanım miktarı size çok da büyük gelmeyebilir ama antibiyotiklerin aslında hemen her ameliyat operasyonu gibi gerekli kullanımlarını da hesaba katarsanız aslında bakterilerin bu düşmanla tanışma ve direnç geliştirme olasılığı gittikçe yükseliyor.

Yine de tıp, antibiyotik kullanımının en büyük bölümü değil. Belki şaşırabilirsiniz ama bugün antibiyotiklerin büyük bölümü tarım ve hayvancılık sektörüne gidiyor. Ekilen ürünlerin hastalıklardan korunması ve veriminin artması için deyim yerindeyse “basıyoruz antibiyotiği”. Aynı şekilde hayvan üreticileri de hayvanların kalabalık çiftlik ortamlarında hastalanmaması ve kilo alması için yüksek miktarda antibiyotik kullanıyor. 

Peki bu kadar ciddi bir tehlikeden söz ediyorsak, yapabileceğimiz bir şey yok mu? Bu sorunu kökten çözecek bir şey yok, zira her ilaca dayanıklı bir bakteri için yeni bir ilaç geliştirilse bir süre sonra o ilacın kullanımı nedeniyle bakteriler bu defa da ona direnç geliştirecek. Bu cümlenin kendisi bile durumun bir tür yumurta-tavuk problemi olduğunu gösteriyor belki. Yine de sonun gelişini yavaşlatmak ve bilime avantaj kazandırmak için hala fırsatımız olabilir.

Birincisi, her zaman olduğu gibi, “yetkililer bununla ilgilensin” demekten geçiyor. Antibiyotiklerin direnç gelişimi nedeniyle geçerlilikleri azaldığı için şirketler harcadıkları zaman ve paraya değer görmeyerek yeni antibiyotik geliştirmiyorlar. Sağlık örgütleri ve bakanlıklarının daha fazla antibiyotik geliştirilebilmesi için şirketleri ve bilim insanlarını destekleyen fonlar yaratması gerekiyor.

İkinci bir uygulama da hayvancılık ve tarım alanında gelebilir. Şurası bir gerçek ki antibiyotik kullanımının durdurulması verimi düşürecek, ekonomiye çok pozitif etkiler getirmeyecektir. Öte yandan bunun negatif sonuçları düşünüldüğünde bu konuda regülasyon getirilmesi önemli bir hale geliyor. Antibiyotik kullanılması gıda ürünlerini doğallığını da etkiliyor elbette. Belki bu iki faydayı birleştirip hem üreticileri destekleyecek hem de aşırı antibiyotik kullanımını azaltacak bir uygulama geliştirilebilir. Belki, umarız.

Sonuncusu da bizim ileri geri antibiyotik kullanmamız, her türlü ağrıda sızıda “bir antibiyotik yazdırayım” diye doktora gitmememiz. Böylece antibiyotik kullanımını olabildiğince cerrahi operasyonlar, kalp pili gibi implantlar veya sezaryen doğum gibi kullanımın daha gerekli olduğu durumlarla kısıtlayabiliriz.

Dirençli bakterilerin yol açacağı pandemi (yani, bir gün başımıza gelirse) COVID salgınındaki virüs gibi solunum yoluyla bulaşmayacağı için evlere kapanmamızı gerektiren bir süreçten geçmemiz çok olası değil belki de. Fakat yine de bakterilerin bulaşabileceği düşük hijyen koşullu yerlerden, yaralanabileceğimiz macera etkinliklerinden kaçınmamız veya hayati önem taşıyan bir ameliyetın ardından enfeksiyon kapmamızın yüksek ölüm riski içermesi bile şüphesiz hayatımızı yüksek oranda değiştirecektir. Deli dana salgınına benzer bir şekilde gıda zincirini alt üst edecek bir bakteri salgını da bir o kadar mümkün olabilir.

Bu pandemi günlerinde kaleme alınacak daha “umut dolu” bir yazı olamazdı sanırım… Ama bu bilinci geliştirmişken bir sonraki felaket adayıyla savaşmaya başlamak belki de iyi bir zamandır.

Sevgiler

Bengüsu

Bu yazım yasamayadair.net sitesinde de yayımlanmıştır 🙂

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons