Ciddi Gibi

Medya Şehitlik Kavramını Kullanmalı Mı?

Fazlasıyla kaos ortamına bürünmüş son günlerde her vatandaş küçüklü büyüklü, elinden geldiğince bir gündem takibinde, fikirlerini ifade etmede. Haklı olarak tabi.

Ama şu da bir gerçek ki kimse öne çıkıp “kesin şöyle” diyemiyor. “Kim hangi işin arkasında, kimin esas çıkarı ne, kim kimlerle neyi nasıl görüşüyor” bilemiyoruz, hepimizin yaptığı çeşitli medya organlarından ve hatta anonim sosyal medya paylaşımlarından oluşturduğumuz spekülasyonlarımıza inanmak. O yüzden de endişeyle oturup bir sonraki gün ne olacağını beklemek.

Ama bir şeyi bilmek için, bir şeye “kesin şöyle” diye haykırmak için alim olmaya gerek yok.

O da bu ülkede insanların yalnızca en temel hakları olan yaşama haklarının feda edildiği değil, bu haklarını feda ediş şekillerinin nasıl göz boyamacı, nasıl onur ve haysiyeti ayaklar altına alarak, nasıl insanların duygularını sömürerek yapılıyor olduğu.

Şehitlik kavramı hiçbir medya organı tarafından kullanılmamalı.

Çünkü o canları feda eden aileler, haberlere çıkıp bağırlarına basacak taş niyetinde bir ünvan kazanmaktan ve acılarını asla dindirmeyecek paradan daha fazlasını hak ediyorlar.

Şehitlik kavramı dünyanın bütün dinlerinde olan, kendini inancı uğruna feda etmekten gelen bir kavram. Dini yaymak için kutsal savaşa yani cihada çıkan Müslümanlar için ise savaşlarda ölmekle özdeşleşmiş. Buna inanan insanlara sonsuz bir saygım var, herkes huzurlu hissettiğine inanmakta özgür.

Ama kim, hangi otorite, insanların bu temiz inançlarını politik bir manipülasyon aracı haline getirme yetkisine sahip, merak ediyorum.

Bu ülkenin şehitleri, neredeyse bir yüzyıldır Müslüman insanlarla savaşırken ölen insanlar. Hayatını kaybedenler, dini inancı önemli olmaksızın Türk ordusunda olunca şehit, olmayınca her türlü kötü sıfatla adlandırılıyor.

Demek ki şehitlik, artık kitabın yazdığının dışına çıkarak kim olduğu belli olmayan ve buna yetkisi olan otoriteler tarafından dini inanç dışında dağıtılabilen bir şey.

Öyleyse evlat kaybeden, eş kaybeden, anne baba kaybeden bu insanlara kim “bir de küçük kardeşi var, onu da feda ederiz.” dedirtebilecek kadar insanların acılarını kullanabiliyor?

Bazı insanlara göre vatanı savunmak eşsiz bir görev olabilir. Bazı insanlar benim vatanı savnunan insanlar sayesinde güvenli evimde oturan, iyi şartlara sahip küçük bir genç kız olduğum için hiçbir şeyden anlamadığımı söyleyebilir. Ama ne sebepten olursa olsun, bir insanı kaybetmenin acısını bilmediğimi söyleyemez.

Bu çatışmaların, bu ölümlerin, bu korkunun hiçbiri gökten yağmurla inmedi. Hepsi bizim bir türlü “kesin şöyle” diyemediğimiz, ertesi gün devamını beklediğimiz oyunların eseri. Bu savaşların hepsi politik savaşlar, ölen insanların hepsinin azmettiricisi de kötü, kirli siyaset.

Hayatını kaybeden o genç insanlar sayesinde evlerinde rahat oturan insanlar olarak biz, onların yanında, ailelerinin yanındayız. Ama haberlerde görüp “şehit olmuş, vatan sağ olsun” diyerek esas ihaneti yanında olduğumuz insanlara, ailelerine yapıyoruz. Çünkü onların esas katillerini sorgulatmıyor bu haberler bize. Sadece yas tutmak, yasımızı nefrete dönüştürmek işine yarıyor.

İşte o yüzden aslında bağırıp çağırması, bu haksızlığın hesabını sorması gereken insanlar başı dik durmaya zorlanıyor.

İşte bu yüzden eli bizim göremediğimiz bir kanla kaplı insanlar bu tabutların başında dahi propoganda yapabiliyorlar.

Şehitlik kavramı hiçbir medya organı tarafından kullanılmamalı çünkü politik cinayetlerin yaşandığı bir ülkede halkı dini ve milli propoganda altına alıp neden siyasetçilerin üstüne düşen görevi yapamadıklarını, neden zamanında bu sorunları göz ardı edip kendi ceplerini doldurmakla meşgul olduklarını, bu çatışmaların neden av mevsimi gibi bir şeylere bağlı olarak dinip başka bir şeylere bağlı olarak yeniden hortlayıverdiğini sorgulamaktan uzak tutuyor.

Şehitlik kavramı hiçbir medya organı tarafından kullanılmamalı çünkü bu ülkede “sınırda hayatını kaybeden çocukların hepsi fakir, talihsiz aileler, bu kadar kutsal bir şeydiyse neden siyasilerin çocukları da buralara gitmiyor” haberlerinin yapılması onların görevini yeterince yaptıkları anlamına gelmiyor.

O “talihsiz” aileler seçimde oy kullanan, ülkenin geleceğini yetiştiren ve maalesef yorgun günlerinin ardından akşam iki dizi arasındaki kırk beş dakikalık akşam haberlerinde ne sunuluyorsa politik ve sosyal görüşlerine dayanak olarak bunları kullanabilen aileler.

Bu yüzden “neden benim evladım” demiyorlar, diyemiyorlar.

“Bu canlar hiç yitmeyebilirdi.” demiyorlar, diyemiyorlar.

Şehitlik kavramı hiçbir medya organı tarafından kullanılmamalı, çünkü bu sayede cinayete onlar da ortak oluyor.
Sakinleştirici iğne yapmakla çözülmüyor bu iş.

Bu acıyı dindirmek için “şehitler ölmez, vatan sağ olsun.” diyerek içimizi kinle doldurmak ve sonra her zamanki gibi televizyonda aktörlerin asla tahmin edemediğimiz bir sonraki hamlesini izlemek gerekmiyor.

Şehitler ölüyor. Ölüyor, çünkü hiçbir onur, mezar başına konacak hiçbir güzel çiçek, gözyaşı döken insanların milyonlar olması; o insanların politik bir savaşta, hatalar ve hırslar yüzünden geride bıraktıkları babasız büyüyecek çocukların ve evlat acısıyla yaşayacak ana babaların acısını değiştirmiyor.

Kötü politikanın sonucunu bir lütufmuş gibi adlandırarak insanları körleştirmekten vazgeçmesi için, şehitlik kavramı hiçbir medya organı tarafından kullanılmamalı.

Bengüsu

You Might Also Like

No Comments / Yorum Bulunmuyor

Leave a Reply / Yorum Yazın

Show Buttons
Hide Buttons